Gümüşler Manastırına giderken rotamızın üzerindeydi. Müzekart geçerli. Fresklerin bir kısmı hala görülebilir.
Tarihi kaynaklarda adı Andabalis, Adualis, Ambabalis olarak geçen yerleşim Geç Antik dönemde başkent İstanbul’dan Kilikya’ya giden ve oradan da Kutsal topraklara ulaşan yol üzerindeki askeri bir garnizondur. Efsaneye göre, Büyük Konstantin’in annesi Helena, 4. yüzyılın ilk yarısında, kutsal topraklara, yaptığı hac ziyareti sırasında bölgede bazı kiliseler inşa ettirmiştir. Ancak gönümüzde bazı yayınlarda “Kontantin bazilikası” olarak bilinen kilisenin bu kiliselerden biri olmadığı düşünülmektedir. Mimari plan özellikleri göz önünde alındığında, günümüze gelen kilise ise (Konstantin ve Helena Kilisesi), Helena’nın yaptırdığı kilisenin yerinde veya yakınında, daha sonraki bir dönemde (büyük olasılıkla 5. veya 6. yüzyılda) inşa ettirilmiş olmalıdır.
Eski Andavaldaki kilisenin Konstantinos’un annesi Helena’ya adanmış bir kilise olduğunu belirtmektedir. Bazilika plan şemasında inşa edilmiştir. Yapı, doğu-batı doğrultusunda, kareye yakın dikdörtgen planlıdır. Doğuda dışa taşkın, içeride yuvarlak, dıştan çokgen bir apsis yer almaktadır. Üç neftli naos içten içe 12 m. uzunluğunda,12.20M genişliktedir. Kilise, tüf taşlardan inşa edilmiştir. Kilisenin M.S 9 yy. yapılan (orta neftin kuzey duvarı) freskleri nispeten sağlam kalabilmiştir...
Tarihi kaynaklarda adı Andabalis, Adualis, Ambabalis olarak geçen yerleşim Geç Antik dönemde başkent İstanbul’dan Kilikya’ya giden ve oradan da Kutsal topraklara ulaşan yol üzerindeki askeri bir garnizondur.
Efsaneye göre, Büyük Konstantin’in annesi Helena, 4. yüzyılın ilk yarısında, kutsal topraklara, yaptığı hac ziyareti sırasında bölgede bazı kiliseler inşa ettirmiştir. Mimari plan özellikleri göz önünde alındığında, günümüze gelen kilise ise (Konstantin ve Helena Kilisesi), Helena’nın yaptırdığı kilisenin yerinde veya yakınında, daha sonraki bir dönemde (büyük olasılıkla 5. veya 6. yüzyılda) inşa ettirilmiş olmalıdır.
Kilise en ayrıntılı biçimiyle ilk kez M. Restle’nin 1979’da basılan ve Kapadokya’daki erken Bizans Dönemi mimarisini inceleyen kitabında ayrıntılı olarak ele alınmıştır ve tanıtılmıştır.
Düz ahşap çatılı, üç nefli, tek apsisli Helenistik bazilika planlıdır. 8. ve 9. Yüzyıllarda olasılıkla yakılmış ve daha sonra örtü sistemi kagir beşik tonoza dönüştürülmüştür.
Anadolu’nun 11. yüzyılda Türklerin eline geçmesinden sonra kilise, yörede ikamet eden gayrimüslim tebaanın ibadetine açık kalmıştır.
1970lerde yapıda çalışmalar gerçekleştiren ve bu çalışmalarını 1979’da yayınlayan M. Restle, orta nefi örten tonozu ve duvar resimlerinin bir kısmını görmüş, duvar resimlerinin üç ayrı katman halinde olduğunu belirtmiştir.
Üçüncü yapı döneminde, yani 20. yüzyılın başlarında H. Rott’un 1908’deki ziyaretinden kısa süre önce, yan neflerin kaldırıldığını ve nefleri ayıran desteklerin aralarının örüldüğünü belirtir. Uzun süre elma deposu olarak kullanılan kilisenin (orta nef) 1977 yılının Mart ayında kimliği bilinmeyen kişiler tarafından yıkıldığı, Kültür Bakanlığı resmi kayıtlarında belirtilmektedir. Yapılan kazı çalışmaları sonucu 126 mezar 300 e yakın iskelet bulunmuştur.
Büyük Konstantin’in annesi Helena, 4. yüzyılın ilk yarısında, kutsal topraklara, yaptığı hac ziyareti sırasında bölgede bazı kiliseler inşa ettirmiştir. Mimari plan özellikleri göz önünde alındığında, günümüze gelen kilise (Konstantin ve Helena Kilisesi), Helena’nın yaptırdığı kilisenin yerinde veya yakınında, daha sonraki bir dönemde inşa ettirilmiş olmalıdır. Anadolu’nun 11. yüzyılda Türklerin eline geçmesinden sonra kilise, yörede ikamet eden gayrimüslim tebaanın ibadetine açık kalmıştır. 1970’lerde yapıda çalımalar gerçekleştiren ve bu çalışmalarını 1979’da yayınlayan M. Restle, orta nefi örten tonozu ve duvar resimlerinin bir kısmını görmüş, duvar resimlerinin üç ayrı katman halinde olduğunu belirtmiştir. 20. yüzyılın başlarında H. Rott’un 1908’deki ziyaretinden kısa süre önce, yan neflerin kaldırıldığını ve nefleri ayıran desteklerin aralarının örüldüğünü belirtir. Kilisenin orta nefi ise 1977 yılında yıkılmıştır.
Tek bir tarihi kilise var, Niğde’ye kadar gelmişseniz uğramanızı tavsiye ederim. Tek bir mekandan da oluşsa, görmeye değer bir yer.
Kilise çok eski ve sadece bir tarafı kalmış ama resimleri halen çok güzel gidip görülecek yerlerden
Gerçekten bir tarihi eser
Bu kadar küçük bir yer için müze kart istenmesi abes. İçeri girilmeden görünüyor zaten. Garip bir memleketiz kimini başı boş bırakmışız çöplük olmuş kiminin de tek taşından kar elde edelim diye uğraşmışız.
Tasvirler göz alıcı. Çevresinde detaylı bir kazı çalışması yapıldı mı bilmiyorum ancak toprağın altında çok daha büyük eserler var gibi...
Müzekart geçerli. Görevli gayet ilgiliydi. Ama çok az parçası kurtarılmış. Duvar resimler gayet iyiydi.
Bakımsız kimseler yoktu giriş için kayıt yapılmadan gezdik sonra kadın geldi girdi çıktı yaptı :)
Tarihin derinlikleri ve muhteşem atmosfer.
Kayseri Niğde yolu üzerindeki küçük klise giriş kişi başı 60 lira, küçük biryer için biraz pahalı, ama görmeye değer. Duvar yazıları oyma taşlar etkileyici.
Gumusler manastirinin gölgesinde kalmış bir kilise.guzel frenler korunmuş kesinlikle tavsiye ederim.
1 - 5 Arasında Puan Veriniz
Yorum
Lütfen yorumunuzu girin!